9 Ekim 2017 Pazartesi

Çocuğuma Evde Nasıl Matematik Çalıştırabilirim?

Veliler tarafından sıklıkla karşılaştığımız bir soru. Bu soruya yanıt aramadan önce iki önemli gerçeği kabul edip ona göre ilerlemekte fayda var.
– Her öğrenci bir diğerinden farklıdır ve tüm disiplinlerde olduğu gibi matematikte de   herkes için standartlaşmış bir çalışma yöntemi yoktur.
– Matematik notu, yalnız başına bir öğrencinin zeki ya da başarılı kabul edilmesi için bir ölçüt değildir.
Bunları söylüyorum çünkü maalesef  bazı velilerin  bunları göz ardı ettiğini gözlemliyorum. Özellikle temeli sayısal olan meslek sahibi velilerin “benim çocuğumun matematiği en az 90 olmalı” şeklinde bir bilinçle hareket etmeleri hem kendileri için hem de öğrenciler için bir kaygı yaratıyor…

Bu baskı öğrenci tarafından rahatlıkla algılanır ve derse karşı önyargı da başlayabilir. Sadece velide değil öğretmende olan benzeri tutumlar da öğrenciye zarar verebilir. Öğretmen “matematik seviyesi zaten düşük” deyip öğrenci ile göz temasını kestiğinde öğrenci zaten az da olan ilgisini kaybetmiş demektir. O yüzden veli ve öğretmenlerin öğrencinin matematik tutumunu değerlendirirken önce kendilerine dönmeleri ve öz eleştiriye açık olmaları gerekir. Yani kısaca öğrenciden önce öğretmenler ve veliler olarak çuvaldızı kendimize batırmakta fayda var.
Öğrencilerin matematik dersine olan tutumlarında bir sorun varsa tespit doğru yapılmalı, ona göre öğrencilerin kendi çalışma yöntemini geliştirmeleri hedeflenmelidir. Bunun için neler yapabiliriz?

1- Yük olmak değil merak uyandırmak

Dünya çapında “ödev” üzerine birçok araştırma yapılmakta ve ödevin öğrenme sürecine etkisi tespit edilmeye çalışılmaktadır. Yakın zamanda yapılan bir araştırmanın ödevin birçok ders özelinde öğrencilerin başarısını artıracak bir faktör olmadığı sadece matematik dersi özelinde tekrar yapmanın az da olsa pozitif etkisi olduğu görülmüş. Evet, matematik tekrar gerektirir ve pekiştirmek çok önemlidir. Fakat bu durumun abartılması “matematikten nefret edenler kulübü” üye sayısının gün geçtikçe artmasına sebep oluyor.Anlamlı ve yaratıcı ödevler önem kazanıyor. Biz çalışanlar olarak her akşam eve geliyoruz ve dinlenmek için çok zamanımız kaldığı da söylenemez. Böyle bir durumda önümüze yapmamız için yığınla iş konduğunu düşünün. Hangimiz bunlarla uğraşır ki? Sadece bizi geliştiren ve aynı zamanda yapmaktan zevk alacağımız çalışmalar ilgimizi çekebilir, onlar da bir yığın oluşturmadığı müddetçe. Eğer tesadüf eseri öğretmenlerin verdiği yığın ödevlerden “yırtan” öğrenci varsa bu sefer velilerin aldığı yığın test kitaplarına maruz kalıyor. “Biz de zamanında çok çalışmıştık” diyebiliriz, fakat bu bir savunma mekanizması olmaktan öteye geçmez. O dönem biz pasif alıcılardık ve etrafımızda bu kadar çok uyaran yoktu. Şimdi ise eğitim sistemi öğrencinin çoğunlukla aktif olması üzerine kurulu ve öğrencilerin çevresinde uyaran bolluğu da olduğu için bu noktada bize ihtiyaçları var. Kısaca öğrencileri ödev yığınına boğmak yerine onları ilgilerini çekecek örneklerle kışkırtırsak daha etkili sonuçlar elde ederiz.

2- Anlatmak yerine soru sormak

Öğrencilerin anlamadığı yerleri size sormaları çok doğal fakat konuyu anlatmak ve ödevlerini yapmak öğrencilerin kendi sorumluluğunu almaları konusunda sorun yaratıyor. Onun yerine konuyu ne ölçüde kavrayıp kavramadığını anlamak için ona sorular sorabilirsiniz. Özellikle matematikte ezberden ziyade mantık yürütmeleri ve sorgulamaları çok önemli. Zorlandığı bir problemle karşılaştığında onu sorularla yönlendirebilirsiniz. Böylece zamanla kendisine de sorular sorarak sonucu nasıl bulacağını keşfedecektir.
 

3- Öğrenme stillerine dikkat

Her öğrencinin öğrenme stili kendine özgüdür ve bunu keşfetmek çok önemlidir. O yüzden bu konuda yapacağınız gözlemler ve uygulanacak bazı testlerle öğrencilerin nasıl bir stilde daha rahat öğrendiğini belirleyebilirsiniz. Örneğin bazı öğrenciler çalışırken düzenli hareket ederek daha rahat öğrenir, bazıları ise başkalarına anlatarak. Son dönemde yapılan çalışmalar birçok farklı öğrenme stili olduğunu ortaya koyuyor, bu araştırmaları inceleyerek öğrencileri daha doğru yönlendirebiliriz.

4- Öğrencilerin yaş seviyelerine göre destek olmak

Kendi matematik geçmişimize baktığımızda neyi ne zaman öğrendiğimizi pek hatırlamayız. Çünkü zihinsel süreçler kafamızda kümülatif bir şekilde ilerlemiştir. Öğrencilere yardım etmek istiyorsak hangi düzeyde ne öğrendiklerine dikkat etmemiz gerekir. Özellikle 5. ve 6. sınıf öğrencilerinde çok karşımıza çıkan “denklem fobisi”nden bahsedebilirim. Bu yaş grubu henüz somut düşünme evresinden yavaş yavaş soyut düşünme evresine geçmektedir. Dolayısıyla bu sınıflarda bir problem çözerken denklem kullanarak çözmeleri beklenemez. Zaten denklem konusunun temeli basitçe 6. sınıfta atılır girişi ise 7. sınıfta yapılır. Fakat öğrencilerden sıklıkla “annem/babam bana evde denklemle anlatıyor, hiçbir şey anlamıyorum” cümlesini duyuyoruz. Öğrenciler denklem konusuna geldiklerinde ise bir önyargıyla hareket ediyorlar ve sonraki senelerde cebirin temelini oluşturacak bu konunun girizgahı sorunlu olabiliyor.  Hatta denklem konusuna geldiklerinde bile öncelikle somut örneklerden hareket ederek soyuta geçmekte fayda var. Öğrencilere “eksi karşıya artı olarak, çarpı ise bölü olarak geçer” dediğimizde neden böyle olduğunu örneklendirmezsek temelde bir eksik kalır.
Kısaca, öğrencilerin yaş seviyelerine göre hareket etmek gerekiyor ve bu noktada veli-öğretmen iletişimi önem kazanıyor.

5- Kendi yöntemini bulmasını teşvik etmek

Bir problemi çözmek için sabit fikirli olmayıp çözüm için birçok yöntem olabileceğini kabul etmek çok önemli. Özellikle matematikte kendi kendine farklı bir yöntem geliştiren bir öğrencinin bu yöntemi diğer arkadaşlarına göstermesinden keyif aldığını, ve bu konuda teşvik edildiğinde matematiğe olan ilgisinin arttığını gözlemliyoruz. Yöntem yanlış olsa dahi ne yapmaya çalıştığı ve nerede hata yapmış olabileceğini sorular vasıtasıyla buldurabiliriz. Matematikte öğrencinin deneme-yanılma pratikleri kendisini geliştirmesine yardımcı olacaktır.

6- Uygulama ya da oyunlarla desteklemek

Birçok velinin öğrencilerin tablet ya da akıllı telefon kullanımı konusunda kısıtlamalar getirdiklerini gözlemledik. Uzun süre bu cihazlar başında geçirilen zamanlar, velilerde bir paniğe yol açıyor. Bu konuda yapılmış birçok farklı araştırma var. Ne tamamen kesmek, ne de tamamen zamanını onunla geçirmesine izin vermek doğru bir seçenek. Zaman ayırıp ne tarz uygulamalarla vakit geçirdiği ve hangi oyunları oynadığıyla ilgilenirsek daha rahat yol alırız. Özellikle matematiksel düşünme becerisini geliştirecek oyun bulabilir ve hatta onunla birlikte oynayabilirsiniz. Artık dünya çapında oyunların derslere entegre edilerek işlenmesi araştırmaları yapılıyor. Örneğin Minecraft oyunu üzerine birçok çalışma var ve oyunların öğrenciler üzerinde büyük etkileri olduğu bir gerçek. Kısaca, onları ilgili olduğu dünyadan çıkarmak yerine zaman zaman o dünyayı biz de ziyaret etmeliyiz. Bu konuda vereceğimiz destek kendi öz-denetimlerini oluşturmada etkili olacaktır.

7- Matematiği oyun haline getirmek

Günlük yaşamınızda karşılaştığınız bazı örnekleri onlar için birer bulmaca haline getirebilirsiniz. Örneğin bir market alışverişinde hangi kasa kuyruğuna girdiğinizde daha hızlı ilerleyeceğinizi ve nedenini sorabilirsiniz, ya da ikinci kata çıkmak için 3. kattan gelecek bir asansörü çağırmanın size zaman kazandırıp kazandırmadığını. Günlük yaşamda karşılaştığınız birçok problemi onlarla paylaşıp birlikte çözüm üretebilirsiniz. Gerçek hayattaki gerçek problemlere çözüm bulmak sayılarla ilgili olmasa bile matematiksel düşünme becerisinde etkili izler bırakacaktır.Matematiğe olan tutumunu pozitif yönde etkileyecek her hareket onların önyargılarını kıracak ve matematiğe olan bakışlarını değiştirecektir. Bazı kaynaklar öğrencilerin ilgilerini çekmek adına “eğlenceli matematik” şeklinde başlıklar atıyor, sanki matematiğin kendisi sıkıcıymış gibi. Önemli olan matematiğin zaten eğlenceli olduğunu bunu yazmadan verebilmekte…

2 Kasım 2014 Pazar

Tembellik girdabından nasıl kurtulabilirim?

Tembellik girdabından nasıl kurtulabilirim?

Öğrencilerin yaşadığı problemlerden en önemlisi çalışma arzusunun oluşmaması olarak karşımıza çıkıyor. Hâlbuki kimi zaman istemeye istemeye harekete geçmek, ders çalışma isteğini kendiliğinden oluşturabilir. Bu sorundan kurtulmak için işte tavsiyeler…

Hedefiniz yoksa çalışmak için bir nedeniniz de yoktur. En uzun yolculuk, nereye gidildiğini bilmeden yapılan yolculuktur. O nedenle hedefinizi güçlendirmeye, yazılarla ve resimlerle canlı tutmaya gayret edin. Kazanmayı düşündüğünüz bölüm ya da üniversite ile ilgili olarak, o bölümde veya o üniversitede okuyan öğrencilerle ara sıra görüşerek bu canlılığı sağlayabilirsiniz. Unutmayın ki insanoğlu kısa sürede ulaşacağı hedeflere daha iyi konsantre olur. Günlük, haftalık, aylık hedefler belirleyerek (bitireceğiniz konular, çözeceğiniz soru adetleri, deneme sınavlarında alacağınız puanlar gibi) ana hedefiniz için bunları basamak olarak kullanın.

Zihninizi düzenleyin
Aklınızda daima, bu sene yapacağınız güzel bir çalışmayla bütün bir geleceğinizi belirleme şansına sahip olabileceğiniz düşüncesi bulunsun. Zihninizdeki bu düşünce çalışma enerjinizi oluşturacak, sizi diri tutacaktır.

Başarıda kendinizi ödüllendirin, başarısızlıkta ceza uygulayın
Önünüze koyduğunuz günlük, haftalık ya da aylık hedeflere, almak istediğiniz puan hedeflerine ulaştığınızda kendinize ödüller verin. Bu ödüller sizin için cazip şeyler olmalı. Hedeflerinizi gerçekleştiremediğinizde ufak cezalar uygulayabilirsiniz. Örneğin günlük hedefe ulaşmadığınızda o gün seyredeceğiniz televizyon programını seyretmeyin ya da arkadaşlarınızla buluşmayı düşünüyorsanız buluşmayın.

İyi bir teknik direktör edinin
Sizin çalışma koşullarınızdan haberdar, sizi yakından tanıyan, zaman zaman çalışma performansınızı denetleyen, hedeflerinizi ne derece gerçekleştirdiğinizi ölçen-biçen ve sizi yönlendiren bir eğitimci çalışma iradenizi güçlendirecektir. Bu kişi, üzerinizde etkisi ve yaptırımı olan bir öğretmeniniz olabileceği gibi bir üniversiteli büyüğünüz de olabilir.

Çevrenizde sizi konuşma ve davranışlarıyla tetikleyecek kişiler olsun
Sizler birer robot değilsiniz. Tabii ki zaman zaman çalışma isteğiniz azalacak, performansınız düşecektir. Böyle dönemlerde konuşmasıyla sizi etkileyen, çalışma isteğinizi artıran, iradenize güç veren bir insanla konuşmanızda fayda vardır. Bazı kişiler konuşma ve davranışıyla sizin üzerinizde diğer insanlara göre daha etkili olabilir. O kişilerle çok kısa bir süre de olsa bir arada olmanız, konuşmanız sizin adınıza çalışma isteğinizi kamçılayabilir.

Ümitsizliğe düşmeyin
Zaman zaman bunalabilir, ümitsizliğe düşebilir, karamsarlığa kapılabilirsiniz. Bu son derece doğaldır. Bazı dönemlerde aksilikler ve başarısızlıklar peş peşe gelebilir. İşte bu noktada ayakta kalmasını bilenler önemli bir avantaj elde edeceklerdir. Bırakmak, kaçmak herkesin rahatlıkla yapabileceği şeylerdir. Ancak problemlerle mücadele etme iradesini gösterenler hem bu sınavda hem de hayatın diğer dönemlerinde başarıyı yakalayabileceklerdir. Unutmayın ki tarihteki önemli şahsiyetler, başarısızlıklarından ve yenilgilerinden sonra ayakta kalmayı becerebilenler arasından çıkmıştır.


DİŞ AĞRISI İÇİN 10 YENİ ÖNERİ


Diş ağrısı için 10 öneri

HABERLER AİLE-SAĞLIK
 Diş Hekimi Selçuk Özbölük, diş ağrısını hafifletmek için sirkeli su ve tuzlu su ile gargarayı ve ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulanmasını önerdi ve diş ağrısının kesin çözümünün diş hekimine gidip tedavi olmayı gerektirdiğini anımsattı. Doktora gidinceye kadar ağrıyı hafifletmekte bazı doğal çözümler uygulanabildiğini belirten Özbölük, şu tavsiyelerde bulundu:

Diş fırçalamak: Fırçalama çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin dişipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur.

Sirkeli su ve tuzlu su gargarası: Diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler şişlikleri azaltır. Dişeti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır.

Ağrı kesici ve antibiyotik: Ağrıyan diş ısırdığında daha fazla ağrıya neden olursa bu iltahaplanmanın göstergesidir ve antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

Karanfil yağı veya kuru karanfil: Yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır. Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder.

Buz uygulaması: Ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması geçici olarak ağrıyı hafifletir.

 Sarımsak: Çürük diş üzerinde bekletilerek ağrıya neden olan bakterileri yok eder.

 Çörek otu: Uyuşturma özelliği yoktur ancak düzenli kullanıldığında ağrıya neden olan etkenlerin ortadan kalkmasını sağlar. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir.

 Buğday çimi suyu: Diş etleri ve dişlerdeki enfeksiyonlardan koruyan doğal bir antibiyotiktir. Ağızda bakterilerin artmasını engeller ve diş ağrısını azaltır.

Zerdeçal: Antibakteriyel ve antiseptik özellikleri sayesinde ağrı giderme gücüne sahiptir. Su ile karıştırılıp hamur haline getirilir ve ağrıyan dişin üzerine uygulanır.

 Karabiber: Güçlü bir antibakteriyel ve antienflamatuar özellikleri olan doğal bir antibiyotiktir. Diş ağrısının azalmasında etkilidir